| Britanya'da suç baskadir
Bir Dilim Suç, yakin zamanda popülaritesi artan Britanya gangster filmlerinin son parlak örnegi. Iz birakan 10 filmle, 'ada'daki organize suç sinemasina bakiyoruz...
Gangster filmleri, Britanya sinemasinin en çok ilgi çekmeyi basardigi türlerden biri. Seyirci, Londra'nin agzi bozuk kabadayilarini ve onlar hakkindaki, Hollywood sterilliginden uzak sert filmleri seviyor. Son yillarda örnekleri artan bu türün sinemalarimizdaki son temsilcisi Bir Dilim Suç'u bahane edip, etkili olmus on Britanya gangster filmini hatirliyoruz
Lock, Stock and Two Smoking Barrels
Britanya sinema tarihinde, son derece klas biçimde islenmis nice suç öyküsü var. Ancak 1998'de Lock, Stock and Two Smoking Barrels piyasaya çikana kadar, genç kusaklar sinemada Britanya suç âleminin Amerikan sinemasindan asla geri kalmayacak kadar 'cool' ve cilali bir sureti olabilecegini pek de akillarindan geçirmiyordu. Guy Ritchie, birbiriyle arapsaçi kivaminda kesisen bir dolu öykü ve karakteri bulusturdugu filmde bol küfürlü diyaloglar, koyu bir kara mizah ve son derece dinamik bir görsellikle, 90'larin en büyük eglencelerinden birini yaratti. Tarantino benzetmeleri elbette yapildi ama sonradan Ritchie'nin nice taklitçisi çikinca, filmin kendi basina da mühim bir vaka oldugu kabul edildi.
Brighton Rock
1947 yapimi bu klasik, olay örgüsünden ziyade karakter odakli bir gangster filmi. Zaten filmin zihinlere kazidigi unsur da, gencecik (24) bir Richard Attenborough'nun canlandirdigi zalimler zalimi gangster Pinkie. Bebek yüzlü Pinkie, karistigi bir cinayetten yirtmak için masum bir garson kizcagizi ask vaadiyle feci sekilde kandiriyor. Bir Graham Greene romanindan uyarlanan Brighton Rock, karanlik bir ruhun portresini gerçekçi bir yaklasim ve güçlü bir atmosferle çiziyor. Yeri gelmisken belirtelim, Brighton Rock Ingiliz pop müzik efsanesi Morrissey'in favori filmi. En az 200 kez izledigini beyan etmisti.
Get Carter
Bes yil önce Sylvester Stallone'li berbat bir Amerikan versiyonunu izledigimiz Get Carter (1971), görüp görebilecegimiz en sert gangster filmlerinden biri. Içerdigi siddet bugünün sinemasi için 'az bile' görünebilir ancak filmin ana karakteri Carter (Michael Caine) kadar 'anti'si hakiki gibi bir anti-kahramana, ya da suç romantizmine zerre mahal vermeyen finalinin bir benzerine kolay kolay rastlanmaz. Roy Budd'in film için hazirladigi tema müzigi, kendi basina bir basyapit.
The Long Good Friday
Bob Hoskins'i yildiz yapan filmdir kendisi. Yönetmen John MacKenzie'nin çikis filmi olan The Long Good Friday'de (1980), Snatch'te oldugu gibi Britanyali gangsterlerle Amerikali 'meslektas'lari bir araya gelir. Hoskins'in oynadigi baba, tam da Amerikalilarla bir anlasma yapacakken, dört bir koldan saldiriya ugrar ve böylece deli bir vahsetin kapilari açilir. Londra yeralti dünyasi, birçok filmdekinden daha gerçekçi resmedilmistir.
The Krays
1960'larin baslarinda Londra yeralti dünyasinin hakimi olan söhretli ikiz Kray kardeslerin gerçek hikâyesi. Peter Medak'in yönettigi 1990 yapimi filmde Kray'leri, Martin ve Gary Kremp kardesler canlandiriyor. Kahramanlarini birbirleriyle neredeyse telepatik bir baga sahip olarak gösteren film, onlarin vahsi eylemlerinden bir katalog sunmak yerine çarpik psikolojilerini inceliyor.
Face
Antonia Bird'ün The Face'inde (1997), ortada bir 'yanlis giden soygun' durumu var ancak film daha çok, suça yönelmis alt sinifin öfkeli, vahsi dünyasina bir giris niteliginde. Robert Carlyle, 1980'lerde Britanya'da sosyalizmin ne hallere düstügünü gördükten sonra gücün karanlik tarafina geçmeye karar vermis sabik aktivist rolünde. Ray Winstone da oyuncular arasinda.
Villain
Villain (1971) Michael Caine'li Get Carter'dan sadece birkaç hafta sonra gösterime girmisti ve basrolünde dönemin bir baska önemli oyuncusu, Richard Burton vardi. Burton'in oynadigi sadist, anne takintili gay gangster Vic Dakin, alttan alta gerçek suç sahsiyeti Ronnie Kray'in portresi olarak da görülüyor. Ana unsurlar: soygun, iskence, hoyratça seks ve santaj. Ilaveten, unutulmaz bir araba takip sahnesine sahip.
Sexy Beast
Mafyaya bir kez bulasinca öyle kolay kolay kaçilamadigini, türlü filmlerden gayet iyi biliyoruz. Sexy Beast (2000), sinemadaki bu tip hikâyelerin arasina en keskin, en sasirtici örneklerden biri olarak ekleniyor. Jonathan Glazer'in yönetttigi bu stilize filmde Ray Winstone, mafya âleminden emekli oldugunu sanarak Ispanya'da keyif çatan bir suçlu rolünde. Son bir is yapmasi için onu ikna etmek üzere öyle bir arkadas (büyükannesinden esinlendigini söyleyen Ben Kingsley) geliyor ki, ugursuz gelismeler kaçinilmaz oluyor. Zaten filmin basinda Winstone güneslenirken, durduk yere yanindaki havuza koca bir kayanin düstügü o akillardan çikmayacak açilis sahnesi, durumu gayet net açikliyor.
Gangster No. 1
Otomatik Portakal basta olmak üzere 60'lar sonu-70'ler basinin önemli birçok filminde oynamis Malcolm McDowell'i uzun yillar sonra yeniden bir Britanya yapiminda seyirci karsisina çikaran Gangster No. 1, türe ekleyecek bir yeniligi olmamakla birlikte, türü sevenleri fazlasiyla memnun edecek niteliklere sahip bir film. Paul McGuigan imzali filmde (2000), yasli bir gangster, sabik patronunun hapisten çikmasi üzerine eski hesaplari yeniden açmak zorunda kaliyor. Günümüzden geçmise, 1968'e uzanan film, buz gibi anti-kahramani ve siddetini sakinmayan sahneleriyle dikkat çekmisti. Paul Bettany ve David Thewlis'in performanslari, filmin kalburüstü yanlarindan.
Croupier
Televizyondan sinemaya Get Carter'la geçis yapan Mike Hodges'in Croupier'si (1998), suç dünyasi hakkinda oldugu kadar, yazarligin dogasi ve gerçekle kurmacanin iliskisi üzerine de ilginç noktalar barindiriyor. Bastan sona bir sikismislik hissi içinde geçen filmde Clive Owen, gönlünde roman yazmak yatan krupiye rolünde. Kurallari çigneyerek müsterilerden biriyle iliskiye giren kahramanimiz, kendini büyük ve pis bir oyundaki piyon olarak buluyor.
|